Kadınını çoğu defa kendisine sıra dışı gelen güzelliği yüzünden ayırır erkek, ötekilerden.
Bir şekilde başkası gibi değildir o kadının duruşu ve bir hal olur, sadece hal olmakla kalmaz bir bakarsın gider bu yüzden ona âşık bile olur.
İktidar biraz da yalnız olmaya aittir ve erkek hergün bu iktidarı yitirme telaş ve korkusu içinde birinin sıcaklığına gerek duyar gibidir.
Annesinin sıcak gögsü müdür acaba aradığı bilinmez bu da rivayettir elbet..
Burnu, göz kapakları, elleri, dişleri ya da belki ten rengidir ilgisini çeken....
Sonra hayal dünyası harekete geçer hissettiklerine takılır kafası.
Kahkahası, gülümsemesi, durgunluğu, düşünce biçimi, bazen bir bakışı, becerisi ya da beceriksizliği, dişiliği veyahut çocuksuluğu hoşuna gitmeye başlar.
Derken kokusunu keşfeder.
Banyodan yeni çıkmış ıslak halini, sabah uykudan kalktığında gülen şiş gözlerini, makyajsız cildini, ojesiz tırnaklarını bazen düşler sever, bazen de gözler sever..
Evet o asla başkaları gibi değildir.Bu nedenle ruh harekete geçer ve o kadın ´artık erkeğin sevdiği´ kadın olmaya yol almaya başlamıştır bile.
Sonra kadın kendisine gösterilen minicik, küçücük güzel şeyler yüzünden sevmeye başlar erkeğini.
Keşfedeceği yeni bir nesne gibidir kadının erkegine dogru gidişi..Önceleri kendisine gösterilen ilgi ve iltifatın hazzı ile coşan kadın, bu yüceltme efsunu biraz geri plana geçince bulmacanın ilk karesinin çözümüne girişecektir şüphesiz.
Erkek te kadınının ilgi ve şefkati ile beraber sevilmenin tadını alır.
Sevdiği tarafından sevilmek gibisi yoktur zaten.
Ama gel gör ki sevilmeye çok sevilmeye başlayınca tuhaflaşır insan bünyesi.
Her ruh çok sevilmeyi kaldıramaz.
Ve kadın sevmeye başladı mı kendini kaybeder.
Sevdiği erkeğin hayatını ele geçirme arzusu ayaga kalkar.
Bir tuhaf sahibi olma arzusu öne çıkmaya başlar.Başlangıçta erkek için de hoş bir durumdur bu. Üstünü başını toparlayan, evini çekip çeviren, önüne düzenli olarak yemekler koyan, kusursuz bir huzur sunan kadının bu sahiplenmesi muhteşem gelir erkeğe.
Muhtemel bir savaş alanından ne kadar da uzak görünmektedir o konforlu ilişki başlangıçta.
´Seni çok seviyorum´ diyen, hastayken ateşine bakan, bir demet çiçekle çıkıp gelen, gün içinde arayıp soran erkeğinin bu ekonomik sevme stili karşısında ´sevmeyi´ abartır kadın.
Adamın gardırobunu düzenleyerek başlar işe sonra beynini, yıllık plânını, arkadaş ilişkilerini düzenleme isteğiyle devam eder.
Mutfakta birikmiş bulaşıkları yıkar gibi erkeğin telefon defterinde de bir temizliğe girişme isteğiyle dolup taşar...
Çünkü bu arada karşılıklı tavizler verilmiştir.
Erkek ise o bir zamanlar aşık olmasına neden olan güzelliklerden rahatsızlık duymaya başlamıştır.
En azından saç renginin daha ´normal´, tırnak boyasının kırmızı olmamasını, mümkünse pantolonların bol, eteklerin uzun olmasını ister. Mesai saatlerine, iş yeri başarılarına, bazı dul ve bekâr kız arkadaşlara, eski dostluklara, geleceğe dair kişisel plânlara gıcık olmak gibi bir tuhaf halllerde peydahlanmıştır her nedense..
Kısa küskünlükler, uzun suskunluklara dönüşür... Uzun suskunluklar önce küçük, sonra büyüyen öfkelerin bilenmesine neden olmuştur.
´Neden herkes sıradan bir huzur yaşarken bu ilişkide sıra dışı bir bozukluk var´ sorusu hep havadadır artık.
Beraberlik standart bir kümese dönüşmüş gibidir de sanki dil söylemeye varmamaktadır.
İki taraf da birbirlerinin güzel, farklı, olağanüstü her özelliğini yolup atmak ve bu standart kümeste iki büklüm yaşamak için dövüşmeye başlar. Dövüşürler, didişirler ve kümesin tellerinde bir delik açabilen ve riski göze alan dışarı kaçar.
Bu noktada bir soru gelip akıllara takılmalı mı acaba?
Sanki bu ilişkide aşık olan kendisine aşık olmuş gibidir de ötekinde bu örtüşmemiş ve bunun farkında mı degildir?
Yoksa biz aslında kendimize mi aşık oluyoruz, aynen aynadaki suretimize aşık olur gibi.
Farkında olmadan kendi tanımladıgımız ve ifade ettigimiz bir sanal kimlige aşık oluyoruz da onun farklı oldugunu söyleyip onu mu seviyoruz?Sonra da adrenalinin etkisi geçmeye yüz tuttugunda bu defa onu kendimize benzetmeye çalışıp bunun için mi ugraşır didiniriz?
Kavga ederiz, küseriz, severiz, sevişiriz ama bütün ugraş bize benzetmek için midir?
Sonunda benzetiriz de galiba, ama tam benzedigini gördügümüzde de illüzyon biter ve farklı olmaktan çıkan bu sevgiliye olan aşk ta mı biter? Artık o ilginç ve farklı olan degil midir?Yeni bir aşka artık kanat çırpmanın zamanı mı gelmiştir?Sahip olunan nesnelerden vazgeçebilme riskini göze alabildigimiz an mı yeni bir koşuya çıkmaktayız?
Sonrası ise hepinizin bildiği hikâye...
Sevmenin bir zamanı stili ve standardı yok. Kanatlar yeniden çırpılmaya başladıgında konacak yeni bir yerin arayışı da başlamıştır artık.
Çıkarılıp bırakılmış bütün renkli tüyleri, taşları yeniden takıp takıştırıp sıra dışı delilikler yaşamanın eşigine dogru çılgın bir koşu yeniden başlamıştır.
Ama benim önerim;bu yeni koşuda bir daha kimsenin hayatını ele geçirmeye kalkmadan sevmeyi öğrenmenin ve sahiden sevmenin nasıl bir şey oldugunu içselleştirmenin de bir fırsatı gibidir bu.
Korkaklığımız, biraz da geleceği kurtarmak endişesinden midir acaba?
Geçmişten gelen gölgelerle soluklaşan bir gelecek mi yaşamalı, yoksa hiç yaşanmayan yaşanmadığı için de gölgelenmeyen, yaşanmamış ışıklı bir hayal olarak mı saklamalı isteklerimizi?
Dar kapılardan geçemediğimiz, yaşayamadığımız için pişman olacağız.
Bizi bekleyenin pişmanlık olduğunu düşünüyoruz, korkuyoruz hatta bazen sürüngen gibi oluyoruz.
Halbuki bilmiyoruz ki yaşadıklarımızdan olmayacak pişmanlığımız, yaşamadıklarımızdan olacak.
Nasıl yaşayacağımızın cevabını gene kendimiz bulacağız. Kendimizi dogrulamak için ötekinin yanlışlarına sıgınmaktan kurtuldugumuz gün enginlere açılma cesaretini bulacagız..
Bu dar kapılardan nasıl geçeceğimizi kendimiz öğreneceğiz.
Öğrenebilirsek eğer bir imkan olacak yoksa yine o kör karanlık kuyuya düşecegiz.
Bütün iç savaşlarda rehin alındı bu yürek, sanırım ilk defa hayatı duyumsuyorum.
Yapılan araştırmalara göre kadınlar aşağıdaki meslek gruplarına hayranlık duyuyor ve onlarla daha fazla ilgileniyorlar.
Pilot
Kadınların gönlünü karizmatik üniformaları ve prestijli görevleriyle çeliyorlar. Üstelik, yalnız seyahat ettikleri için bekar kadınlarla tanışma ihtimalleri de çok yüksek.
Modacı
Kadınların en çok ilgilendiği alanlardan biri moda... Dolayısıyla modacılar birçok meslek grubuna göre daha baştan avantajlı. Beraber çalıştığınız desinatörler ve mankenleri de düşürseniz...
Cankurtaran
İşte tam yaz tatilinde yapılacak iş... Zamanınız sürekli plajda ya da havuzda geçecek. Çevrenizde bir sürü genç kız olacak. İçlerinden birinin hayatını kurtarırsanız, şöhretiniz daha da artacak.
Dans öğretmeni
Kadınların dans etmeyi sevdiği bir gerçek. En sevmedikleri şey ise gece kulübüne gittiği halde sabaha kadar piste çıkmayan ya da 'çok iyi dans ettiğini' iddia edip, etrafındakilerin alay konusunu olan erkekler. Dans öğretmenlerinin avantajı işte bu yüzden...
Özel spor antrenörü
Görevleri gereği zaten kadınların dikkatini çekiyorlar. Fakat 'özel antrenörlük,' kadınlara daha yakın olmayı sağlıyor.
Oyuncu
Oyunculardan etkilenmeyen kız var mı? En ünlüsü de, amatör olarak bu işi yapanı da ilgi çekiyor. Ayrıca oyun çalışmaları sırasında ya da turnelerde yeni insanlarla tanışma şansı doğuyor.
Manken ajansı
Fazla söze gerek var mı! Genç ve güzel kadınlar etrafınızda pervane olacak.
Barmen
İşiniz eğlence mekânlarında. Çevrenizdekiler de eğlenmek için oraya gelen insanlar. İçki hazırlarken bile yeni insanlarla tanışma şansınız var.
Otel görevlisi
Çünkü çalıştığınız mekan, eğlenmek ya da sıradan hayatını geride bırakmak isteyenlerle dolu. Bu gruba giren kadınlarla arkadaşlık kurma şansınız yüksek.
Doktor
Okulu bitirene kadar çok yoruldunuz, sosyal yaşam nedir bilmediniz. Ama bütün bunlar diplomanızı alınca bitti. Unutmayın, anneler daha küçük yaşlardan itibaren kızlarına 'bir doktorla' evlenmelerini öğütler.
Atlanta merkezli Davranış Nörobilim Merkezi (Center for Behavioral Neuroscience) tarafından finanse edilen bir araştırma, kadın ve erkeklerin seksüel fotoğraflara bakış şekillerini analiz etmiş ve sonuçlar hiç de tahmin edildiği gibi değilmiş. Araştırmacılar kadınların karşı cinste yüze, erkeklerinse cinsel organa bakacağını varsaymışlar ancak, şaşırtıcı bir şekilde alınan sonuçlar bu varsayımı boşa çıkarmış. Kadınlara oranla, erkeklerin ilk olarak karşı cinsin vücudunun diğer bölgelerinden önce yüzüne bakma olasılığı daha yüksekmiş. Buna karşılık biz kadınlar, bir erkek ile bir kadının cinsel ilişkisini sergileyen fotoğraflar üzerinde erkeklerden daha uzun süre yoğunlaşıyormuşuz -ar namus kalmamış-. Bu gibi sonuçlar araştırmacıların, insanların cinsel arzularını ve bu arzuların toplum sağlığı üzerindeki asıl etkisini anlamalarını sağlayan önemli veriler olabilirmiş.
Elde edilen sonuçlar, Stephen Hamann ve Kim Wallen tarafından 2004 yılında yapılan önceki bir çalışmayı destekler nitelikteymiş. Önceki çalışmanın sonuçları da, kadın ve erkeğin cinsel uyarıcı niteliğindeki şeyleri izlerken farklı beyin faaliyetleri gösterdiğini ortaya koymuş. Son çalışma, bireylerin her bir resimdeki yüz ya da uzuvlar gibi farklı unsurlara gösterdiği ilginin saptanmasını sağlayan göz takip teknolojisini kullanarak, farklı cinsiyetlerin ilgisini incelemiş.
Indiana Üniversitesi, Kinsey Cinsellik, Cinsiyet ve Üreme Araştırma Enstitüsü'nden (The Kinsey Institute for Research in Sex, Gender and Reproduction) Heather Rupp, "Erkekler karşı cinsin yüzüne, kadınlardan çok daha fazla baktı, ve her ikisi de cinsel organlara benzer sürelerde baktılar." demiş ve eklemiş, "Göz tarama verileri, kadınların en çok neyle ilgilendiğinin hormonel durumlarına bağlı olduğunu ortaya koydu. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar erkek cinsel organına daha fazla bakarken, kullanmayan kadınlar fotoğrafın bağlamsal unsurlarına daha fazla ilgi gösterdiler."
Her ne kadar erkeklerin görsel cinsel uyarıcılara daha fazla ilgi gösterdiğine dair genel bir yargı olsa da, araştırmacılar, kadın ve erkeğin cinsel uyarım evriminde ne gibi özelliklerin daha önemli olduğunu bulmaya çalışıyorlarmış.
Cevap, beyindeki duygusal bilginin işlenmesinde önemli rol oynayan amygdala adlı küçük bölmede saklı olabilirmiş. Dr. Hamann ve Wallen'in önceki FMRI çalışması, nötr uyarıcılara oranla, cinsel uyarıcıların erkeklerin beyinlerindeki bu küçük bölmeyi kadınlarınkinden daha fazla harekete geçirdiğini ortaya koymuş. Yalnızca FMRI çalışmasına bakarak bu hareket artışının sebebini belirlemek mümkün olmamış ancak Rupp ve Wallen'in yaptığı çalışmaya göre, amygdaladaki yüksek hareketliliğin sebebi, erkeklerin cinsel fotoğraflara bakarken kadınların yüzlerine gösterdikleri ilgi olabilirmiş.
Pek çok internet sitesinde süregelen bir geyik olan erkeklerin kadınların ilk neresine baktığı sorusu, her ne kadar sonuçlar umduğumuz gibi olmasa da, sanırım artık çözüldü. Nasıl olur da böyle olur sorusunu inanın ben de kendime bol bol sordum zira erkeklerin görsel uyarıcılara zaafları üzerine kurulmuş olan bir yığın sektör var. Porno filmler, dergiler, kadınların çıplaklığının öne çıkarıldığı reklamlar ve diziler, dekoltesi ile zirveye oturan sözde assolistler, ler babam ler... Meğer herkes yanılmış, erkekler tüm o çıplaklığı hatun kişilerin yüzü suyu hürmetine çekmişler. Tamam ben de kabul ediyorum, belki biraz abartmış olabilirim, ancak cinsel ilişkinin sergilendiği fotoğraflara erkeklerden daha uzun süre odaklanmış olduğumuz gerçeğini bir çırpıda kabullenemiyorum.
Biz erkeğimizi, şeyinden tanırız diyor ve bu etiketlerle googleda tavan yaparım diyerek hemen huzurlarınızdan ayrılıyorum.
Kadın: Kişiliğimiz kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değişmiyor
Erkek: Sizin kişiliğiniz beraber olduğunuz erkeğin cüzdan gücü ile değişiyor
Kadın: Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması yada bir aracın bizi sollaması hiçbir şey ifade etmez
Erkek: Bizim için de çevremizde diğer hemcinsimizin sahip olduğu mücevherat veya üzerindeki pahalı giysi hiçbirşey ifade etmez.
Kadın: Kas olacak diye bir zorunluluğumuz yok
Erkek: Selüloitler olmayacak gibi bir zorunluluğunuz var ama...
Kadın: Aşık oluyoruz korkmadan.
Erkek: Biz de oluyoruz.... azıcık ödümüz patlıyor ama sebep olanlar UTANSIN
Kadın: Evde, banyoda, kıl-tüy dökmeyiz.
Erkek: Küvetteki, lavabodaki, yataktaki ve yemekteki saçların çoğu size ait.
Kadın: Her sabah tıraş olmak zorunda değiliz.
Erkek: Valla ben tıraş olmayı ağda yaptırmaya tercih ederim şahsen.
Kadın: Biri birimizin ağzını yüzünü kırdığımız sporlar yapmıyoruz.
Erkek: Vahşi bakışlarla birbirinizin gözünü oyduğunuz kıskançlık, haset, çekememe sporlarıyla yeterince uğraşıyorsunuz.
Kadın: Hiç iki kadının silahla oynarken birbirini vurduğunu duydunuz mu?
Erkek: Hiç iki erkeğin "aman tanrım benim elbisemin aynısını giymiş" diye mahvolduğunu duydunuz mu?
Kadın: Horlamıyoruz
Erkek: Halt etmişsiniz, hatta hıçkırmıyor, geğirmiyor ve hapşırmıyorsunuz da. Yoksa siz insan değil misiniz?? Size Afrodit diyebilir miyim?
Kadın: Az bildiğimiz bir şey üzerinde çok fazla konuşabiliriz.
Erkek: Yani çok konuşup hiç bir şey söylemezsiniz
Kadın: Birbirimize eşek şakaları yapma adetimiz yoktur.
Erkek: Çevrenizde ki diğer hatunlar hakkında senaryo dedikodular üretme alışkanlığınız var ama
Kadın: TÜKÜRMEYİZ
Erkek: KIRITMAYIZ!!
Kadın: Sanat eserlerinin %90'ı kadınlardan esinlenilmişdir.
Erkek: Sanat eserlerinin % 90'ı erkekler tarafından yapılmışdır.
Kadın: Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme gibi aptalca karizma krikolarımız yok
Erkek: Ortamın en güzeli olma, en zayıf olma, en pahalı giyineni olma, en zengin kocayı bulma gibi krikolarınız var ama
Kadın: Askere gitmiyoruz
Erkek: Hamile kalmıyoruz
Kadın: Kol saatimiz de aynı zaman da hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olması gerekmiyor.
Erkek: Çantamızda ruj, allık, pudra, yedek çorap,ıslak mendil, vs taşımamız gerekmiyor.
Kadın doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günleri parmağımıza kırmızı iplik bağlamadan da hatırlayabiliyoruz
Erkek: Ütüyü fişde, yemeği ocakta, arabanın anahtarını kontakta unutmuyoruz. Bunlar daha faydalı.....
Kadın: Ortalıkta alakasız her türlü nesne ve sözcükten cinsel çağrışımlar çıkarıp günün yarısını seks düşünerek geçirmeyiz...
Erkek: Valla geyik olsun diye yapıyoruz. Hem siz günün yarısını güzelleşmeğe çalışarak geçiriyorsunuz. HANGİ AMAÇLA : ))
Kadın: Kel olmuyoruz (pu ha ha ha)
Erkek: AMA GÖĞÜSLERİNİZ SARKIYOR!!!
Erkeklerin söyledikleri kadınların duydukları..
Sevgiliniz ayağını uzatmış TV izliyor ve siz onunla konuşmaya çalışıyorsunuz. Bulaşıklardan ya da işyerinden anlatıyorsunuz. O ise, tüm söylediklerinizi dırdır olarak mı anlıyor? Söylediğiniz şeyleri karşı cins genel olarak yanlış mı anlıyor? Dr. Linda Papadopoulos, 'Erkeklerin söylediği, kadınların anladığı' başlığı altında çiftler arasında doğru iletişim köprüsü oluşturmaya çalışıyor. Kadınlar ve erkekler arasında geçen sıradan diyaloglarda Dr. Papadopoulos, erkeklerin kadınlara gerçekten söylemek istediklerini açıkladı.
Randevu
Erkek: "Harika vakit geçirdim, seni tekrar görmek için arayabilir miyim?'
Kadın ne düşünür: Benden kurtulmaya çalışıyor
Kadın: "Evet, kesinlikle. Bu gece için teşekkürler. Yakında görüşürüz."
Erkek ne düşünür: Bu hiç istekli bir tavır değil. Kendime zorla kabul ettirmeye çalışarak küçük düşmeyeceğim'
Öneri: Erkekler hakkında ön yargılı ve çabuk karar veren biri olmayın. O gerçek bir dahi olabilir. Sizi aramasını önleyen engelleri ortadan kaldırın. Erkekler robot değildir, onların beklentilerini yargılamamalısınız. Eğer sıkılgansanız ve o ilgiliyse oyun oynamayın. Aramasını isteyin.
Aileyle tanışma
Kadın: "Sen ve baban çok eğlencelisiniz, değil mi?"
(Demek istediği: Ben eğlenceli olmasam da.. )
Erkek: "Evet, onları görmek harikaydı."
Kadın: "Hmmm, kesinlikle."
Erkeğin duymak istediği: Ailenden hoşlanmadım.
Öneri: Bu erkeğin ailesiyle tanışan genç bir kız örneği klasiktir.. Bu durumlarda savunmada olmak kolaydır ama çiftl olmaya çalışanlar için kadının erkeğin ailesiyle ilgili yorumları erkek için oldukça önemlidir. Daha açık fikirli olmanızda ve düşüncenizi belirtmenizde yarar var.
Duygusal İlgisizlik
Erkek: (TV'de film izlerken) "İyi misin?"
(Demek istediği: Niçin ağlıyorsun?)
Kadın: "İyiyim, film sadece üzgün zamanlarımı hatırlattı"
Erkeğin ne düşündüğü: Bu filmin yaşamında hatırlattığı şey nedir? Bana kendimi acemi hissettirdi. Senin duyguların ve benim kapana kısılmış hissetmem arasında nasıl bağlantı kuracağımı bilmiyorum.
Erkek: Boşver.
Öneri: Erkek burada kız arkadaşını üzdüğünü anlamazsa korkunç şeyler olabilir. Bu noktada erkek gerçekten ne söyleyeceğini bilemiyor olabilir. Kadınlar için, göz yaşları duyguları bastırmanın bir sonucudur. Ağlarken her zaman rahatlamak, rahatlatılmak isterler. Herşeye rağmen erkek çözüm geliştirmeli, eğer kız arkadaşı ağlıyorsa ağlamasını durdurmasını bilmeli. Kadın, partnerine gözyaşları için panik olmaması gerektiğini ancak sadece ihtiyacınız olanın onunla konuşmak olduğunu anlatmalı.
Duygusal İhanet
Erkek: "Hiçbir şey yapmadım. Birisiyle konuşmaya ihtiyacı vardı."
Kadının anladığı: Bu kadının duygusal desteğiyim. Bana güvendi ve bana açıldı, senin yapmadığın gibi.
Kadın: "Bu birlikte uyumanızdan daha kötü. Neden göremiyorsun?"
Erkek: "Gülünç olma!"
Öneri: Kadınlar için duygusal ihanet fiziksel ihanetten daha kötüdür ancak erkekler için ise tam tersi fiziksel ihanet daha kötüdür. Bu noktada kadın duygusal ihaneti fiziksel ihanetten daha büyük bir durum olarak algılayabilir. Erkeklerin bu konuda hassas olmaları gerekir.
Birlikte Yaşama
Kadın: "Birlikte yaşamamız konusunda her ayrıntıyı düşündün mü?"
Kadının demek istediği: Buna gereken önemi neden vermiyorsun? Küçümsediğin nedir?
Erkek: "Neden sakinleşmiyorsun? Ne olacaksa olacak..."
Erkeğin duyduğu: Dırdır, dırdır. . . Neden beni ayrıntıları düşünmeye zorluyor?
Öneri: Kadınlar için birlikte yaşamak her şeyi kazandıkları, erkekler için de her şeyi kaybettikleri anlamı taşır. Bu seçiminin onu daha güçlendireceği ve sorumluluklarına sahip çıkma duygusunu arttıracağı hissini erkeğe aşılamak gerekir. İlk yeriniz hakkında onun fikrine değer vermeniz onun hoşuna gidecektir.
Evlilik
Erkek: "Seninle nikah masasına doğru yürümek için bir gün daha bekleyemeyebilirim"
Erkeğin demek istediği : Sana aşığım.
Kadının anladığı: Evlendiğimiz zaman ilişkimizde gerçek bağlılık olacak. Bundan daha güzel birşey yok.
Kadının düşündükleri: Ben de sana aşığım ancak evlenmeyle ilgilenmediğimi söylemiştim.
Öneri: Kişi evlilikle ilgili konuşatuğunda partnerinin mutlu ya da mutsuz olduğunu anlayabilir. Birlikte oturun ve evliliğin sizin için ne anlama geldiğini ayrıntılı olarak konuşun. Ailenizde mutsuz evlilik varsa aynı şeyin sizin başınıza da geleceğini düşünmeyin. Partnerinizin evlilikle ilgili görüşleri olumsuzsa, bunları olumlu yönde değiştirmek için çalışın.
Aile
Erkek: "Merhaba hayatım, evdeyim. Beni özledin mi? Ben seni özledim."
Erkeğin ne düşündüğü: Tanrım, gecenin ilerleyen saatlerine kadar biraz hoş vakit geçirmek güzeldi.
Kadının ne düşündüğü: Oh ne rahat.. Çocuklarına bakıyorum, seni dört gözle bekliyorum, sen arkadaşlarınla dışarıdasın.
Kadın: "Harika. Yatmaya gidiyorum"
Öneri: Çocuklarınızın ve ailenizin hayatınızdaki yerini gözden geçirrerek eşiniz ve aileniz öncelikleriniz araında yer almalı. Erkek o dinlenirken eşinin yorulacağını bilmeli ve buna göre davranmalıdır. Belki gelecek hafta sonu onun evden dışarı çıkabilmesi için ona destek olabilirsiniz. Dahası, çift olarak hayatınızdaki değişikliklere ayak uydurmalı, bunu yaparken ortak hareket etmelisiniz.
İkili ilişkilerde erkeklerin hatalı ve yanlış davranışlarının kadını depresyona soktuğunu belirterek, "Kadını yıpratan bazı davranışlar, ruhsal sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Aldatılma, fiziksel şiddet, sözlü ve psikolojik şiddet, aşağılanma, hiç yerine konma, fiziksel görünümündeki eksiklikleri yüzüne vurma gibi davranışlar, kadını bir süre sonra içine kapanır ve depresif bir görünüme sokuyor" dedi.
Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, kadınlara hayatı zehir eden erkek tipini anlattı. İşte Tozlu'ya göre kadınları depresyona sokan erkek tipleri:
"Kıskançlık ve sahiplenme duygusu: İkili ilişkilerde ilişkiyi ve kadını yıpratan en önemli unsurlardan biri kıskançlıktır. Ama bunun da ötesinde kadını çok fazla yıpratan ve kıskançlığın da önüne geçebilen durum, sahiplenme duygusu. Evlendikten sonra erkeğin kadına hissettirdiği, 'Sen benim malımsın' düşüncesi. Bu, erkeklerde daha fazla gözleniyor. Bu düşüncenin beraberinde kontrol mekanizması geliyor. Erkek, kadının kıyafetlerini, davranışlarını, arkadaşlarını (erkek kadın fark etmiyor) görmesini istemiyor. Eşinin işine karışıyor ve bir süre sonra çalışmasına da karşı çıkıyor. Hatta daha da ileri giderek, 'benden önceki hayatını bitiriyorsun, benimle yeni bir hayata başlıyorsun' diyebiliyor. Erkek kadının, gardrobu yenilemeler, arkadaşları yenilemeler, kendi çevresine göre insanları seçme gibi davranışlar sergiliyor.
Baştaki heyecanın azalması ya da bitmesi: Evliliğin başında kadın için de erkek için de bu birliktelik; yeni, heyecan verici, değişik olabilse de kontrol mekanizması devreye girdiğinde erkek kadının benliğini elinden alıyor. Kadın bir süre sonra tek başına karar verecek bir birey olmadığını anlamaya başlıyor. 'Ben seninle varım, çünkü beni ben yapan bütün her şeyi seninle bıraktım' düşüncesiyle kadın bir süre sonra yok oluyor. Ardından da kadını yıpratan bir tablo ortaya çıkıyor.
'Senin ailen benim ailem' tartışması: "Senin annen benim annem, senin ailen benim ailem" ayrımı, ikili ilişkilerde kadın ve erkek için çok fazla yıpratıcı oluyor. Ama erkekler evlendikten sonra aile kavramını biraz daha ön planda tuttuğu için kadın bundan çok daha fazla etkileniyor. Erkek, 'Annem benden önce gelir. Bir şey yapacaksan önce annemden izin alacaksın' gibi yaptırımlar uygulayabiliyor. Bu durum bir süre sonra kadın için çekilmez bir hal alıyor. Erkeklerde aile ile ilgili bu tür davranışlar kültürel bir şey, kesinlikle öncelikle ataerkil olmaktan kaynaklanıyor. Biz kavramı ile bir birliktelik kurulmuyor. Kadın, erkeğin evine ve ailesine getiriliyor. Sonrasında ise 'Sen bizim malımızsın' deniyor. Bizi olduğumuz gibi her şeyimizle kabul edeceksin ve her dediğimizi yapacaksın gibi hissettiriliyor. Kadın yok sayılıyor, yok ediliyor. Bir süre sonra da duygularını ifade edemeyen, kendini anlatamayan kadın çatlayacak hale geliyor.
Kıskançlık: Kıskançlık da kontrol mekanizması nedeniyle ortaya çıkan bir durum. Erkek kıskançlığı kadının her şeyini kontrol altına almaya çalışıyor. Kendisinden izinsiz hiçbir şey yapmasına izin vermiyor. Giydiği giysiden görüştüğü arkadaşlarına kadar kıskançlık yapıyor.
İletişim bozukluğu: Kadınlar için öne çıkan en önemli meselelerden biri de iletişim bozukluğu. Kadınları en çok yıpratan erkek tipi, iletişim sorunu olan tiptir. Sürekli içine kapanık ise, konuşmuyorsa, zamanını bilgisayarın ya da elinde kumanda ile televizyonun karşısında geçiriyorsa bir süre sonra kadın eşinden soğumakta ve yıpranmaktadır. Eşini psikoloğa götürmek için girişimlerde bulunur ama genellikle erkekler bu konularda psikolojik yardım almaktan kaçınırlar. Kadınlar daha çok duygusal, erkekler ise daha çok cinsellikle ilgili konularda psikolog yardımı almaktadır. Kadının bu noktada istediği el ele baş başa göz göze oturmak değil, birlikte bir şeyler konuşarak sohbet etmektir. Kadınları en çok yıpratan durumlardan en önemlisi, çiftlerin birbirleriyle konuşamamaları. Öyle çiftler var ki birlikte bir şeyler yapmaktan sıkılıyorlar. Bir yere gideceklerse arkadaşlarını da çağırmak isterler, paylaşım olmadığı zaman ilişki çiftleri yıpratır.
DEPRESYON BELİRTİLERİ
Tozlu, kadınların depresyona girme belirtilerini ise şöyle açıkladı:
"İçine kapanıklık, yemek yeme alışkanlıklarında bozukluk, ev içinde eşiyle paylaşamadığı şeyleri ailesi ve arkadaşlarıyla paylaşmaya çalışması, ruhsal ve psikolojik olarak çökme, kaygı bozuklukları, depresyon, sürekli kötü bir şey olacak duygusuyla yaşamaya başlama, çok ciddi bir ruhsal yatkınlığa sahipse o tetiklenebilir. Böyle durumlarda kadının kesinlikle psikolojik yardım alması önerilir. İçinden çıkılmaz bir hal alan ruhsal durumunun daha da kötüye gitmemesi için kadının izleyeceği en önemli yol, bir uzman yardımıyla içinde bulunduğu durumu aşmaya çalışmasıdır."