Ana sayfa Üyeler Günlükler Gruplar Sohbet
Etiketler - ilişkiler
October 14, 2008October 14, 2008  3 comments  Aşk ve İlişkiler

Kadınını çoğu defa kendisine sıra dışı gelen güzelliği yüzünden ayırır erkek, ötekilerden.

Bir şekilde başkası gibi değildir o kadının duruşu ve bir hal olur, sadece hal olmakla kalmaz bir bakarsın gider bu yüzden ona âşık bile olur.

İktidar biraz da yalnız olmaya aittir ve erkek hergün bu iktidarı yitirme telaş ve korkusu içinde birinin sıcaklığına gerek duyar gibidir.

Annesinin sıcak gögsü müdür acaba aradığı bilinmez bu da rivayettir elbet..

Burnu, göz kapakları, elleri, dişleri ya da belki ten rengidir ilgisini çeken....

Sonra hayal dünyası harekete geçer hissettiklerine takılır kafası.

Kahkahası, gülümsemesi, durgunluğu, düşünce biçimi, bazen bir bakışı, becerisi ya da beceriksizliği, dişiliği veyahut çocuksuluğu hoşuna gitmeye başlar.

Derken kokusunu keşfeder.

Banyodan yeni çıkmış ıslak halini, sabah uykudan kalktığında gülen şiş gözlerini, makyajsız cildini, ojesiz tırnaklarını bazen düşler sever, bazen de gözler sever..

Evet o asla başkaları gibi değildir.Bu nedenle ruh harekete geçer ve o kadın ´artık erkeğin sevdiği´ kadın olmaya yol almaya başlamıştır bile.

Sonra kadın kendisine gösterilen minicik, küçücük güzel şeyler yüzünden sevmeye başlar erkeğini.

Keşfedeceği yeni bir nesne gibidir kadının erkegine dogru gidişi..Önceleri kendisine gösterilen ilgi ve iltifatın hazzı ile coşan kadın, bu yüceltme efsunu biraz geri plana geçince bulmacanın ilk karesinin çözümüne girişecektir şüphesiz.

Erkek te kadınının ilgi ve şefkati ile beraber sevilmenin tadını alır.

Sevdiği tarafından sevilmek gibisi yoktur zaten.

Ama gel gör ki sevilmeye çok sevilmeye başlayınca tuhaflaşır insan bünyesi.

Her ruh çok sevilmeyi kaldıramaz.

Ve kadın sevmeye başladı mı kendini kaybeder.

Sevdiği erkeğin hayatını ele geçirme arzusu ayaga kalkar.

Bir tuhaf sahibi olma arzusu öne çıkmaya başlar.Başlangıçta erkek için de hoş bir durumdur bu. Üstünü başını toparlayan, evini çekip çeviren, önüne düzenli olarak yemekler koyan, kusursuz bir huzur sunan kadının bu sahiplenmesi muhteşem gelir erkeğe.

Muhtemel bir savaş alanından ne kadar da uzak görünmektedir o konforlu ilişki başlangıçta.

´Seni çok seviyorum´ diyen, hastayken ateşine bakan, bir demet çiçekle çıkıp gelen, gün içinde arayıp soran erkeğinin bu ekonomik sevme stili karşısında ´sevmeyi´ abartır kadın.

Adamın gardırobunu düzenleyerek başlar işe sonra beynini, yıllık plânını, arkadaş ilişkilerini düzenleme isteğiyle devam eder.

Mutfakta birikmiş bulaşıkları yıkar gibi erkeğin telefon defterinde de bir temizliğe girişme isteğiyle dolup taşar...

Çünkü bu arada karşılıklı tavizler verilmiştir.

Erkek ise o bir zamanlar aşık olmasına neden olan güzelliklerden rahatsızlık duymaya başlamıştır.

En azından saç renginin daha ´normal´, tırnak boyasının kırmızı olmamasını, mümkünse pantolonların bol, eteklerin uzun olmasını ister. Mesai saatlerine, iş yeri başarılarına, bazı dul ve bekâr kız arkadaşlara, eski dostluklara, geleceğe dair kişisel plânlara gıcık olmak gibi bir tuhaf halllerde peydahlanmıştır her nedense..

Kısa küskünlükler, uzun suskunluklara dönüşür... Uzun suskunluklar önce küçük, sonra büyüyen öfkelerin bilenmesine neden olmuştur.

´Neden herkes sıradan bir huzur yaşarken bu ilişkide sıra dışı bir bozukluk var´ sorusu hep havadadır artık.

Beraberlik standart bir kümese dönüşmüş gibidir de sanki dil söylemeye varmamaktadır.

İki taraf da birbirlerinin güzel, farklı, olağanüstü her özelliğini yolup atmak ve bu standart kümeste iki büklüm yaşamak için dövüşmeye başlar. Dövüşürler, didişirler ve kümesin tellerinde bir delik açabilen ve riski göze alan dışarı kaçar.

Bu noktada bir soru gelip akıllara takılmalı mı acaba?

Sanki bu ilişkide aşık olan kendisine aşık olmuş gibidir de ötekinde bu örtüşmemiş ve bunun farkında mı degildir?

Yoksa biz aslında kendimize mi aşık oluyoruz, aynen aynadaki suretimize aşık olur gibi.

Farkında olmadan kendi tanımladıgımız ve ifade ettigimiz bir sanal kimlige aşık oluyoruz da onun farklı oldugunu söyleyip onu mu seviyoruz?Sonra da adrenalinin etkisi geçmeye yüz tuttugunda bu defa onu kendimize benzetmeye çalışıp bunun için mi ugraşır didiniriz?

Kavga ederiz, küseriz, severiz, sevişiriz ama bütün ugraş bize benzetmek için midir?

Sonunda benzetiriz de galiba, ama tam benzedigini gördügümüzde de illüzyon biter ve farklı olmaktan çıkan bu sevgiliye olan aşk ta mı biter? Artık o ilginç ve farklı olan degil midir?Yeni bir aşka artık kanat çırpmanın zamanı mı gelmiştir?Sahip olunan nesnelerden vazgeçebilme riskini göze alabildigimiz an mı yeni bir koşuya çıkmaktayız?

Sonrası ise hepinizin bildiği hikâye...

Sevmenin bir zamanı stili ve standardı yok. Kanatlar yeniden çırpılmaya başladıgında konacak yeni bir yerin arayışı da başlamıştır artık.

Çıkarılıp bırakılmış bütün renkli tüyleri, taşları yeniden takıp takıştırıp sıra dışı delilikler yaşamanın eşigine dogru çılgın bir koşu yeniden başlamıştır.

Ama benim önerim;bu yeni koşuda bir daha kimsenin hayatını ele geçirmeye kalkmadan sevmeyi öğrenmenin ve sahiden sevmenin nasıl bir şey oldugunu içselleştirmenin de bir fırsatı gibidir bu.

Korkaklığımız, biraz da geleceği kurtarmak endişesinden midir acaba?

Geçmişten gelen gölgelerle soluklaşan bir gelecek mi yaşamalı, yoksa hiç yaşanmayan yaşanmadığı için de gölgelenmeyen, yaşanmamış ışıklı bir hayal olarak mı saklamalı isteklerimizi?

Dar kapılardan geçemediğimiz, yaşayamadığımız için pişman olacağız.

Bizi bekleyenin pişmanlık olduğunu düşünüyoruz, korkuyoruz hatta bazen sürüngen gibi oluyoruz.

Halbuki bilmiyoruz ki yaşadıklarımızdan olmayacak pişmanlığımız, yaşamadıklarımızdan olacak.

Nasıl yaşayacağımızın cevabını gene kendimiz bulacağız. Kendimizi dogrulamak için ötekinin yanlışlarına sıgınmaktan kurtuldugumuz gün enginlere açılma cesaretini bulacagız..

Bu dar kapılardan nasıl geçeceğimizi kendimiz öğreneceğiz.

Öğrenebilirsek eğer bir imkan olacak yoksa yine o kör karanlık kuyuya düşecegiz.

Bütün iç savaşlarda rehin alındı bu yürek, sanırım ilk defa hayatı duyumsuyorum.

 

Etiketler: aşk ilişkiler sevmek kadın erkek 

April 30, 2009April 30, 2009  1 comments  Aşk ve İlişkiler

Çok iyi başlayan aşklar var, sevdalar var. Ama kısa bir süre sonra bu ilişkilerin pek çoğunun hayal kırıklığı ile sonlandığını görüyorsunuz. Neden?

 

Aşkın "imkansız" olduğunu hepimiz bir şekilde öğreniyoruz. Ya şarkılardan ya şiirlerden veya yaşayarak.

Eş seçimi yaparken kimi insanlar alt benliklerini (id) ön plana çıkarır ve cinsel çekiciliği çok önemserler. Kaslı vücutlar, kıvrımlı kalçalar, dar kalçalar, uzun bacaklar vs.

Kimileri üst-benliklerini ön plana çıkarır (süperego) .Birlikte olacağı insanın toplumsal konumu, ahlaki tutumu, adil ve kibar mı, sosyal ortamlarda nasıl? gibi özellikleri önemserler.

Kimileri de benliklerini önemser, bencil (egoist) davranırlar. Birlikte olacakları insan zengin mi? Olanakları olan bir insan mı? Doyuma odaklanmış akıl bu kişilerde ön plana çıkar.

 

F. Scott Fitzgerald (Muhteşem Gatsby nin yazarı) bir öyküsünde*** farklı seçim yapan iki çifti karşılaştırmıştır.

Birinci çift, sosyal konumları ve sosyal beklentileri birbirine çok uygun olduğu için birbirlerini seçmişlerdir. Kadın da adam da spor klüplerine üyedir. Şehrin seçkin çevrelerine birlikte girip çıkarlar.

İkinci çiftteki adam ise entelektüel biri ve müzisyen olmasına rağmen işlerini yaptıracağı ve kültürel paylaşımın az olduğu bir kadını tercih etmiştir. Eve gelenler adamın karısını "temizlikçi kadın" zannederler.

Fitzgerald bu ilişkileri ilginç bir şekilde irdeler. Birinci çiftin ilişkisi giderek anlaşmazlıklar ve tartışmalarla bozulurken, ikinci çiftin ilişkisi uyum içinde devam eder.

 

Birinci ilişkideki erkeğin yaşadıkları ile Fitzgerald ın hayatı arasında ilginç benzerlikler bulabilirsiniz. Fitzgerald da bir sakatlık yüzünden askere alınmamıştır. Sevgilisi (daha sonra karısı olacak Zelda) ile insanların ilgi odağı haline gelmişlerdir (popüler bir çift). Daha sonra ise ilişkilerinde tartışmalar olmaya başlamıştır. 

Fitzgerald ın karısı Zelda psikiyatri hastanesine yatacaktır.

 

Zelda Trajik bir yangında hayatını kaybeder. Fitzgerald karısı ölünceye kadar ondan ilgisini geri çekmeyecektir. Bu kayıp kuşağın seçkin temsilcisi, karısı psikiyatri servisinde yatarken, kendisi de Holywood'da eski başarılarını tekrarlayamayan alkolik bir senaryo yazarı olur.

 

 

Fitzgerald ın ve Zelda nın tek çocukları, kızları, anne ve babasının ayrı olan mezarlarını uzun bir süre sonra bir araya getirir.

 

Aşkı ve sevdayı id , ego, süper-ego düzeyinde ele alabiliriz. Ama bu bize yalnızca iki boyutlu bir bilgi verir. Kavrayışımızın içine üçüncü bir boyutu katmak zorundayız.

 Bu üçüncü boyut da "zamandır".

Çiftlerden biri obsesif olduğu için vicdan ve adalet kavramlarını ön plana çıkarabilir. İlişki içinde ne kadar haklı olduğunu sevgilisinin "haksız" olduğunu arkadaşlarına anlatmaya çalışabilir.

Çiftlerden biri şizoid özellikli bir narsisizmi olduğu ve birazda antisosyal özelliği olduğu için daha rasyonel, çevreyi önemsemeyen bencil ve ben-merkezci bir ilişki kurmaya çalışabilir.

Çiftlerden biri histerik yapıya sahip olduğu için bedensel güzellik, ayartıcılık, yakın olma isteği ile bunları dengeleyen dokunulmazlık, asalet, uzaklık gibi özelliklere sahip olabilir. Sevgilisinde kıskançlık duyguları uyandırır.

 

Bu formülleri çok çeşitlendirebiliriz.

Ama şimdi ve burada kuracağımız bütün formüllerde bir eksiklik olacaktır.

Çünkü işin içine zaman boyutunu katmıyoruz.

Kişiyi uzun süre gözlemleyerek, anlamaya çalışarak, geçmiş hayatını ve geçmişteki ilişkilerini öğrenerek en önemli bilgiye ulaşırız.

İlişki için zaman önemlidir. İlişki anlık yalnızca şu anda olan bir şey değildir. İlişki zaman içinde demlenir, şekil alır ve belli bir olgunluğa ulaşır.

Bütün ilişkilerin en çekirdeğinde ise anne ile kurduğumuz ilişki vardır.

 

Eğer annenizle veya anne yedeğinizle ilk bağlanmanızda bir sorun varsa, aşık olduğunuzda bu sorunla mutlaka yüzleşeceksiniz.

Bağlanma diyoruz. Bu bağlanma meselesi çok önemli. İlişkiyi terk etme veya ilişkiyi devam ettirme içinizdeki bu çekirdek yapı tarafından belirlenecek.

Belki birazda abartırsak bütün psikiyatrik ve psikolojik sorunlar bağlanma sorununa indirgenebilir.

Ben bağlanma zayıflığının insanın kötü bir kaderi olduğunu düşünmüyorum.

Bu sonradan değiştirilebilir. Kişi yoğun bir duygusal ve entelektüel performans gösterebilirse bağlanma gibi önemli bir sorunun aşılabileceğini, düzeltilebileceğini düşünüyorum.

 

Aslında bağlanma dediğimiz sorunun adını ayrışma sorunu olarak söyleseydik belki daha doğru olurdu.

Biz doğduğumuzda annemizle bir bütünüz

Daha sonra ondan ayrışırken ve aynı zamanda ona bağlı kalmaya devam ederken işte bu süreçte sorunlar çıkmaya başlıyor.

Aynı anda bizi var eden, var oluşumuzun temeli olan bir kişiye (annemize) hem bağımlı olmamız, hem de aynı zamanda ondan bağımsız olma arzumuz, daha baştan insan için karmaşık bir ruhsal yapının oluşacağını gösterir. İki zıt özellik aynı anda vardır.

Bağlanma ve annemiz meselesini konuşmaya başladıkça ilişkiler sorununu doğumumuzdan itibaren anlamaya çalışıyoruz demektir.

Doğumumuzdan sonraki karşılaştığımız bizim için önemli insanların hepsini birer "nesne" olarak adlandıralım.

Şimdi artık insanı, yani kendimizi nesnelerimiz ve biz olarak  anlamaya çalışalım.

Çevremizde bizim için çok sayıda önemli nesnemiz vardır.

Annemiz babamız kardeşlerimiz, babaannemiz, teyzemiz, halamız, dayımız, sütannemiz, hayatımızın içinde olan bir komşu vs.

Bu kişiler ilk ilişkimize (annemiz ve babamızla olan ilişkimize) eklemlenirler.

Kişiliğimiz bir soğan gibi kat kat veya bir ağacın dalları gibi açıla açıla bütün bu ilişkilerin zenginliği içinde oluşmaya başlar.

Her ilişki bizi bir başka ilişkiye sunar.

Annemiz babamıza babamız amcamıza vs vs.

Çoğumuzun bildiği gibi "büyük patlama" teorisi ile durağan (statik) evren teorisinden aslında hareket eden ve gittikçe genişleyen bir evren teorisine geçildi

Bizim varlığımızda evrenin varlığının bir kopyası gibi düşünülebilir.

Her ilişki bizi patlama odağından (annemizden) uzaklaştırır.

Zamanın her ilerleyişinden ondan daha çok uzaklaşırız

Annemizden veya anne sembolünden ne kadar uzak olursak da (zaman içinde yol alma anlamında-yaşlanma yani) onu o kadar çok özleriz.

Biz ilişkilerimizi birbirine benzer bir şekilde yaşadığımızı sanırken, aslında yaşadığımız şeyin bir daire (çember) olmadığını anlarız.

Çünkü daire veya çember hep kendini tekrarlar.

Ama hayatımız daha çok bir helezon (spiral) a benzer. Giderek her şeyden uzaklaşan, renklenen çeşitlenen, ama dağılmaya doğru giden bir süreç.

 

İlişkilerin kuruluşunda ön kabuller vardır.

Yakınlarınız sizin ihtiyacınız olan , istediğiniz pek çok şeyi verebilirler. Yakınlarınız sizi besler, korur, alış verişinizi yapar vs. Ama yakınlarınızla cinsel ilişkiye giremezsiniz.

Hemcinslerinizle arkadaşlık etmek size keyif verir. Ama aynı cinsten olanlarla cinsel ilişkiye giremezsiniz.

Kural koyucu nesnenin kurallarına uymak zorundasınız.

Kısa yoldan doyuma ulaşmak için hırsızlık yapamazsınız.

Rekabet için veya kendi var oluşunuza ilişkin bir tehdit hissettiğinizde hemen adam öldürmemeniz gerekir vs. 

Doyum kaynakları ile ilgili bu var oluş şekli bizi hemen kavrayamayacağımız ancak analiz ederek ve kafa patlatarak anlayabileceğimiz bir sürü karmaşık ruhsal kompozisyonun içine götürür.

Bu ilişkiler bir sinir hücresi ağı gibi (nöron) bir birine bağlıdır.

Bir hücre uyarılırsa bu uyarı bütün hücrelere yayılabilir.

 

Kişi kendisine yıkıcı veya olumlu yaşantılarını çağrıştırdıkça ilişki içinde kavgacı  veya sevecen bir pozisyon alacaktır.

Örneğin sevgilinizi başkalarına sizi şikâyet ederken gördüğünüzde içinizde abartılı bir öfke uyanabilir.

Daha sonra analiz yapıldığında aslında bir zamanlar annenizin de sizi böyle şikayet ettiğini hatırlayacaksınız.

Hatta şikayet ettiği kişi babanızdır.

Babanız sizi bu olaydan dolayı cezalandırmıştır.

Üzerinde yoğunlaştıkça sizin bu olayı bir ihanet gibi yaşadığınız ortaya çıkar.

Analiz sırasında babanızdan korkunuzu hatırlarsınız.

Annenize olan öfkenizi hatırlarsınız.

Şimdi de sevgiliniz bu şekilde sizi dış dünyadaki babanıza benzeyen insanlara şikayet etmektedir. Daha önce yaşadığınız bu dehşetli duygusal deneyimden dolayı bu şikayeti basit ve sıradan bir olay gibi algılayamazsınız artık...

Ama ilişkiniz yeni başlamıştır.

Sevgilinizin henüz sizde kredisi vardır. O yüzden bir şey söylemezsiniz.

Ama bir dizi buna benzer kompozisyonlar ortaya çıktıkça, halk arasında "birikim" denilen durum oluşur.

İlişkide patlamalı (impulsif) deşarjlar olmaya başlar.

 

AŞKIN GERİLİMİ

 

Aşkın şöyle bir ikilemi var.

Sevdiğiniz insanı kendi benliğinizin (egonun veya daha iyi bir ifadeyle kendilik imajının) bir parçası olarak algılamaya başlıyorsunuz. Onun kusurlarına karşı toleransınız azalıyor, çünkü o da sizin gibi kusursuz biri olmalı. Onu "içinize alırken" onu sindirirken, onu kendi metabolizmanızın bir parçası yaparken onun içinde sizin hazmınızı zorlaştıracak maddeler olmamalı.

Dolayısıyla artık aşk gerçeği eritecek kadar, gerçeği çarptıracak kadar iki insanın bütünleşmesi olacaktır. Ben bu kurulumun tamamlandığı embriyolojik oluşuma aşkın narsistik çekirdeği diyorum.

Ama bu duygularınızın esridiği noktalar veya anları bir kenara bırakırsak, bu fani veya bu maddi dünyada sevdiğiniz insan sizden ayrı bir birey olarak var olmaya devam etmelidir. Biz ona bir şekilde bağımsız olma hakkını tanımalıyız. Doğanın yasaları bize bunu emretmektedir. Hatta onu kusursuz olarak gördüğümüz için onun hatalarını yok saymalıyız bir anlamda sınırsız bir toleransımız olmalı.

Dolayısıyla aşık olarak aslında kendimizi daha şimdiden büyük bir gerilimin ortasında buluverdik.

 

CİNSEL KİMLİĞİMİZ

 

İnsanın çift cinsiyetli bir yapısının olduğunu varsayıyorum.

Herkeste bir dişi bir de erkek yan bulunuyor.

Heteroseksüellerde karşı cinse ait yapı bilinçdışında bastırılmış ve tamamen kendi cinsiyetinden izole edilmiş bir halde duruyor.

Homoseksüellerde bu bastırmanın yeteri kadar olmadığını dolayısıyla bu iki cinsiyetten zaman zaman birinin zaman zaman diğerinin ön plana çıktığını varsayıyorum.

Dolayısıyla homoseksüel insanlar bazen erkek bazen de dişi rolüne girebilmektedir (switch/aç-kapa). Bu roller arasında hızlı hatta bazen saniyelerle sınırlı geçişler olmaktadır diye bir varsayımı ileri sürüyorum.

Transseksüellerde ise heteroseksüellerdeki gibi daha kararlı bir yapı olduğunu varsayabiliriz.

Yani heteroseksüeller içlerinde erkek olduklarına veya kadın olduklarına dair sürekli bir duygu taşırlar. Bu onlar için doğal bir duygudur ve bu duygu bu şekilde var olmak zorundadır.

Ama bir erkek için kadın olmak veya bir kadın için erkek olmak "hoş bir şey" değildir.

Erkekler pek çok zaman başka bir erkek arkadaşlarının "karı gibi " olduğunu söyleyip onunla alay edip, saldırganca davranabilirler.

Bu saldırganlığın tek izahı karşısındaki insandan hoşlanmamak değildir.

Çünkü "karı gibi" olan kişiler bir çok zaman onları suçlayanların sevdikleri insanlardır. Hatta suçlayanlar karşısındaki insanın bu davranışı sergilememesini istemeleri için (sitem gibi) sanki konuşuyorlardır. Bu rahatsızlık bu yüzden incelenmeye değer görünüyor.

 

Erkek çocuğun ilk aylarda kendisini annesi ile bir-kişi (bebek kişiyi de bilmeyeceğinden şey gibi diyelim) gibi zannettiğini düşünelim.

Yani bebek kendisi ve annesini ayrı ayrı algılamaz ikisini bir bütün olarak algılar.

Bu durumda çocuk kendinin "erkek" olduğunu fark-etmeye başladığında annesi gibi olamayacağını da anlamaya başlar.

Bildiğiniz gibi vücuda giren zehrin vücuttan atılmasına zehirsizleştirme süreci deniyor (detoksifikasyon)

Erkek çocuk annesinin kendi içindeki dişi varlığını vücudundan atmaya çalışacaktır.

Kız çocuk için böyle bir "zehirsizleştirme" sürecine ihtiyaç duyulmayacaktır.

Onlar annelerinin dişi kimliğini kendi içlerinde devam ettireceklerdir. O kimlikten "kurtulmalarına" gerek yoktur.

Bu yüzden kadınların homoseksüelliği erkeklerinki kadar nahoş- kötü görünmüyor olmalı.

 

Şöyle bir fikir ileri sürmek bilmem ne kadar doğru olacak?

Erkek çocuk annesinin dişi yanını kendi içinden "kovsa da" bilinç dışında izole bir şekilde sembolik bir "dişi" miras kalıyor.

Öyleyse bir sevgili arayan erkek dış dünyada kendi içinde sembolize ettiği, bu dişiyi de arıyor.

Dişi de kendi içindeki erkeği.

Halk arasında kadın ve erkeği elmanın yarısı gibi görmenin bu nedenden kaynaklandığını düşünüyorum.

Dolayısıyla iki aşık bir araya geldiğinde gerçekten inandırıcı bir şekilde kendilerini "bir kişi" gibi hissedebileceklerdir.

Çünkü erkek dış dünyada bulduğu kadını zaten iç dünyasında var olan sembolik kadınla birbirine monte eder. Kadın da içinde dış dünyada bulduğu erkeği kendi iç dünyasındaki erkek imajı veya erkek sembolü ile monte eder.

Aynı annemizle bir olduğumuz o saltanat günlerindeki gibi...

 

*Ne de Hoş Bir Çift


July 23, 2009July 23, 2009  0 comments  Aşk ve İlişkiler

Erkeklerin söyledikleri kadınların duydukları..
Sevgiliniz ayağını uzatmış TV izliyor ve siz onunla konuşmaya çalışıyorsunuz. Bulaşıklardan ya da işyerinden anlatıyorsunuz. O ise, tüm söylediklerinizi dırdır olarak mı anlıyor? Söylediğiniz şeyleri karşı cins genel olarak yanlış mı anlıyor? Dr. Linda Papadopoulos, 'Erkeklerin söylediği, kadınların anladığı' başlığı altında çiftler arasında doğru iletişim köprüsü oluşturmaya çalışıyor. Kadınlar ve erkekler arasında geçen sıradan diyaloglarda Dr. Papadopoulos, erkeklerin kadınlara gerçekten söylemek istediklerini açıkladı.

 

Randevu
Erkek: "Harika vakit geçirdim, seni tekrar görmek için arayabilir miyim?'
Kadın ne düşünür: Benden kurtulmaya çalışıyor
Kadın: "Evet, kesinlikle. Bu gece için teşekkürler. Yakında görüşürüz."
Erkek ne düşünür: Bu hiç istekli bir tavır değil. Kendime zorla kabul ettirmeye çalışarak küçük düşmeyeceğim'

Öneri: Erkekler hakkında ön yargılı ve çabuk karar veren biri olmayın. O gerçek bir dahi olabilir. Sizi aramasını önleyen engelleri ortadan kaldırın. Erkekler robot değildir, onların beklentilerini yargılamamalısınız. Eğer sıkılgansanız ve o ilgiliyse oyun oynamayın. Aramasını isteyin.

 

Aileyle tanışma
Kadın: "Sen ve baban çok eğlencelisiniz, değil mi?"
(Demek istediği: Ben eğlenceli olmasam da.. )
Erkek: "Evet, onları görmek harikaydı."
Kadın: "Hmmm, kesinlikle."
Erkeğin duymak istediği: Ailenden hoşlanmadım.

Öneri: Bu erkeğin ailesiyle tanışan genç bir kız örneği klasiktir.. Bu durumlarda savunmada olmak kolaydır ama çiftl olmaya çalışanlar için kadının erkeğin ailesiyle ilgili yorumları erkek için oldukça önemlidir. Daha açık fikirli olmanızda ve düşüncenizi belirtmenizde yarar var.

 

Duygusal İlgisizlik
Erkek: (TV'de film izlerken) "İyi misin?"
(Demek istediği: Niçin ağlıyorsun?)
Kadın: "İyiyim, film sadece üzgün zamanlarımı hatırlattı"
Erkeğin ne düşündüğü: Bu filmin yaşamında hatırlattığı şey nedir? Bana kendimi acemi hissettirdi. Senin duyguların ve benim kapana kısılmış hissetmem arasında nasıl bağlantı kuracağımı bilmiyorum.
Erkek: Boşver.

Öneri: Erkek burada kız arkadaşını üzdüğünü anlamazsa korkunç şeyler olabilir. Bu noktada erkek gerçekten ne söyleyeceğini bilemiyor olabilir. Kadınlar için, göz yaşları duyguları bastırmanın bir sonucudur. Ağlarken her zaman rahatlamak, rahatlatılmak isterler. Herşeye rağmen erkek çözüm geliştirmeli, eğer kız arkadaşı ağlıyorsa ağlamasını durdurmasını bilmeli. Kadın, partnerine gözyaşları için panik olmaması gerektiğini ancak sadece ihtiyacınız olanın onunla konuşmak olduğunu anlatmalı.

 

Duygusal İhanet
Erkek: "Hiçbir şey yapmadım. Birisiyle konuşmaya ihtiyacı vardı."
Kadının anladığı: Bu kadının duygusal desteğiyim. Bana güvendi ve bana açıldı, senin yapmadığın gibi.
Kadın: "Bu birlikte uyumanızdan daha kötü. Neden göremiyorsun?"
Erkek: "Gülünç olma!"

Öneri: Kadınlar için duygusal ihanet fiziksel ihanetten daha kötüdür ancak erkekler için ise tam tersi fiziksel ihanet daha kötüdür. Bu noktada kadın duygusal ihaneti fiziksel ihanetten daha büyük bir durum olarak algılayabilir. Erkeklerin bu konuda hassas olmaları gerekir.

 

Birlikte Yaşama
Kadın: "Birlikte yaşamamız konusunda her ayrıntıyı düşündün mü?"
Kadının demek istediği: Buna gereken önemi neden vermiyorsun? Küçümsediğin nedir?
Erkek: "Neden sakinleşmiyorsun? Ne olacaksa olacak..."
Erkeğin duyduğu: Dırdır, dırdır. . . Neden beni ayrıntıları düşünmeye zorluyor?

Öneri: Kadınlar için birlikte yaşamak her şeyi kazandıkları, erkekler için de her şeyi kaybettikleri anlamı taşır. Bu seçiminin onu daha güçlendireceği ve sorumluluklarına sahip çıkma duygusunu arttıracağı hissini erkeğe aşılamak gerekir. İlk yeriniz hakkında onun fikrine değer vermeniz onun hoşuna gidecektir.

 

Evlilik
Erkek: "Seninle nikah masasına doğru yürümek için bir gün daha bekleyemeyebilirim"
Erkeğin demek istediği : Sana aşığım.
Kadının anladığı: Evlendiğimiz zaman ilişkimizde gerçek bağlılık olacak. Bundan daha güzel birşey yok.
Kadının düşündükleri: Ben de sana aşığım ancak evlenmeyle ilgilenmediğimi söylemiştim.

Öneri: Kişi evlilikle ilgili konuşatuğunda partnerinin mutlu ya da mutsuz olduğunu anlayabilir. Birlikte oturun ve evliliğin sizin için ne anlama geldiğini ayrıntılı olarak konuşun. Ailenizde mutsuz evlilik varsa aynı şeyin sizin başınıza da geleceğini düşünmeyin. Partnerinizin evlilikle ilgili görüşleri olumsuzsa, bunları olumlu yönde değiştirmek için çalışın.

 

Aile
Erkek: "Merhaba hayatım, evdeyim. Beni özledin mi? Ben seni özledim."
Erkeğin ne düşündüğü: Tanrım, gecenin ilerleyen saatlerine kadar biraz hoş vakit geçirmek güzeldi.
Kadının ne düşündüğü: Oh ne rahat.. Çocuklarına bakıyorum, seni dört gözle bekliyorum, sen arkadaşlarınla dışarıdasın.
Kadın: "Harika. Yatmaya gidiyorum"

Öneri: Çocuklarınızın ve ailenizin hayatınızdaki yerini gözden geçirrerek eşiniz ve aileniz öncelikleriniz araında yer almalı. Erkek o dinlenirken eşinin yorulacağını bilmeli ve buna göre davranmalıdır. Belki gelecek hafta sonu onun evden dışarı çıkabilmesi için ona destek olabilirsiniz. Dahası, çift olarak hayatınızdaki değişikliklere ayak uydurmalı, bunu yaparken ortak hareket etmelisiniz.


July 23, 2009July 23, 2009  0 comments  Aşk ve İlişkiler

İkili ilişkilerde erkeklerin hatalı ve yanlış davranışlarının kadını depresyona soktuğunu belirterek, "Kadını yıpratan bazı davranışlar, ruhsal sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Aldatılma, fiziksel şiddet, sözlü ve psikolojik şiddet, aşağılanma, hiç yerine konma, fiziksel görünümündeki eksiklikleri yüzüne vurma gibi davranışlar, kadını bir süre sonra içine kapanır ve depresif bir görünüme sokuyor" dedi.

Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, kadınlara hayatı zehir eden erkek tipini anlattı. İşte Tozlu'ya göre kadınları depresyona sokan erkek tipleri:

"Kıskançlık ve sahiplenme duygusu: İkili ilişkilerde ilişkiyi ve kadını yıpratan en önemli unsurlardan biri kıskançlıktır. Ama bunun da ötesinde kadını çok fazla yıpratan ve kıskançlığın da önüne geçebilen durum, sahiplenme duygusu. Evlendikten sonra erkeğin kadına hissettirdiği, 'Sen benim malımsın' düşüncesi. Bu, erkeklerde daha fazla gözleniyor. Bu düşüncenin beraberinde kontrol mekanizması geliyor. Erkek, kadının kıyafetlerini, davranışlarını, arkadaşlarını (erkek kadın fark etmiyor) görmesini istemiyor. Eşinin işine karışıyor ve bir süre sonra çalışmasına da karşı çıkıyor. Hatta daha da ileri giderek, 'benden önceki hayatını bitiriyorsun, benimle yeni bir hayata başlıyorsun' diyebiliyor. Erkek kadının, gardrobu yenilemeler, arkadaşları yenilemeler, kendi çevresine göre insanları seçme gibi davranışlar sergiliyor.

Baştaki heyecanın azalması ya da bitmesi: Evliliğin başında kadın için de erkek için de bu birliktelik; yeni, heyecan verici, değişik olabilse de kontrol mekanizması devreye girdiğinde erkek kadının benliğini elinden alıyor. Kadın bir süre sonra tek başına karar verecek bir birey olmadığını anlamaya başlıyor. 'Ben seninle varım, çünkü beni ben yapan bütün her şeyi seninle bıraktım' düşüncesiyle kadın bir süre sonra yok oluyor. Ardından da kadını yıpratan bir tablo ortaya çıkıyor.

'Senin ailen benim ailem' tartışması: "Senin annen benim annem, senin ailen benim ailem" ayrımı, ikili ilişkilerde kadın ve erkek için çok fazla yıpratıcı oluyor. Ama erkekler evlendikten sonra aile kavramını biraz daha ön planda tuttuğu için kadın bundan çok daha fazla etkileniyor. Erkek, 'Annem benden önce gelir. Bir şey yapacaksan önce annemden izin alacaksın' gibi yaptırımlar uygulayabiliyor. Bu durum bir süre sonra kadın için çekilmez bir hal alıyor. Erkeklerde aile ile ilgili bu tür davranışlar kültürel bir şey, kesinlikle öncelikle ataerkil olmaktan kaynaklanıyor. Biz kavramı ile bir birliktelik kurulmuyor. Kadın, erkeğin evine ve ailesine getiriliyor. Sonrasında ise 'Sen bizim malımızsın' deniyor. Bizi olduğumuz gibi her şeyimizle kabul edeceksin ve her dediğimizi yapacaksın gibi hissettiriliyor. Kadın yok sayılıyor, yok ediliyor. Bir süre sonra da duygularını ifade edemeyen, kendini anlatamayan kadın çatlayacak hale geliyor.

Kıskançlık: Kıskançlık da kontrol mekanizması nedeniyle ortaya çıkan bir durum. Erkek kıskançlığı kadının her şeyini kontrol altına almaya çalışıyor. Kendisinden izinsiz hiçbir şey yapmasına izin vermiyor. Giydiği giysiden görüştüğü arkadaşlarına kadar kıskançlık yapıyor.

İletişim bozukluğu: Kadınlar için öne çıkan en önemli meselelerden biri de iletişim bozukluğu. Kadınları en çok yıpratan erkek tipi, iletişim sorunu olan tiptir. Sürekli içine kapanık ise, konuşmuyorsa, zamanını bilgisayarın ya da elinde kumanda ile televizyonun karşısında geçiriyorsa bir süre sonra kadın eşinden soğumakta ve yıpranmaktadır. Eşini psikoloğa götürmek için girişimlerde bulunur ama genellikle erkekler bu konularda psikolojik yardım almaktan kaçınırlar. Kadınlar daha çok duygusal, erkekler ise daha çok cinsellikle ilgili konularda psikolog yardımı almaktadır. Kadının bu noktada istediği el ele baş başa göz göze oturmak değil, birlikte bir şeyler konuşarak sohbet etmektir. Kadınları en çok yıpratan durumlardan en önemlisi, çiftlerin birbirleriyle konuşamamaları. Öyle çiftler var ki birlikte bir şeyler yapmaktan sıkılıyorlar. Bir yere gideceklerse arkadaşlarını da çağırmak isterler, paylaşım olmadığı zaman ilişki çiftleri yıpratır.

DEPRESYON BELİRTİLERİ
Tozlu, kadınların depresyona girme belirtilerini ise şöyle açıkladı:

"İçine kapanıklık, yemek yeme alışkanlıklarında bozukluk, ev içinde eşiyle paylaşamadığı şeyleri ailesi ve arkadaşlarıyla paylaşmaya çalışması, ruhsal ve psikolojik olarak çökme, kaygı bozuklukları, depresyon, sürekli kötü bir şey olacak duygusuyla yaşamaya başlama, çok ciddi bir ruhsal yatkınlığa sahipse o tetiklenebilir. Böyle durumlarda kadının kesinlikle psikolojik yardım alması önerilir. İçinden çıkılmaz bir hal alan ruhsal durumunun daha da kötüye gitmemesi için kadının izleyeceği en önemli yol, bir uzman yardımıyla içinde bulunduğu durumu aşmaya çalışmasıdır."


July 23, 2009July 23, 2009  0 comments  Aşk ve İlişkiler

Kadınların da aşk yalanları en az erkeklerinki kadar kalabalık! Kendini önemli hissettirme, birlikte olduğu erkeği kendine bağlama ya da tam tersi... Konu ne olursa olsun her kadının yalan söylediği zamanlar olur, tabii nedenleri de...

Sana kızgın değilim;
Kadınlar, ilişkilerinde en çok başvurdukları bu yalanı genellikle belirli bir korunma mekanizması oluşturmak için söylerler. Sanki erkeklerin yaptığı hiçbir şey onların canını sıkmaz ve hiçbir şeye kırılmazlarmış gibi. Bu yalan, karşısındaki insanı çok önemsemediğini göstermek için de söylenebilir. Örneğin, doğum gününü unutan sevgiliye verilen "Önemli değil" yanıtının doğru olmadığı çok açıktır.

Erkek erkeğe dışarı çıkabilirsin;
Bu cümleyi duyan erkekler, ne kadar iyi bir sevgiliye sahip olduğunu düşünebilir ama bu tamamen bir yanılsamadır. Her kadın, sevgilisinin kendi arkadaşlarıyla dışarı çıkmasından rahatsız olur ama bunu asla itiraf etmez. Erkek erkeğe dışarı çıkan erkeklerin güvenilmez olduğunu düşünürler ve diğer kadınları tehlike olarak görürler. Kendilerini sürekli bir
dırdırın pençesinde bulmak istemeyen erkekler, erkek erkeğe olan eğlencelerin dozunu iyi ayarlamalı.

Yeni bir ilişkiye hazır değilim;
Eğer bir kadın birinden gerçekten hoşlanırsa, o ilişkiye her zaman hazırdır. Bu cümle bir ret cümlesi değil aksine, kadının gerçekten de bir ilişkiye hazır olduğunu ve bunun üzerine düşündüğünü gösterir. Ancak yine de yalan söyleyip söylemediğinden emin olmadan bu konuda kadınların üzerine gitmemekte fayda var, yoksa her şey ters tepebilir.

Bu akşam hesabı ben öderim;
Kadınların çoğu, erkek arkadaşlarıyla dışarı çıktıklarında, hesabı onların ödemesini bekler. Eğer bir erkek hesabı ödemezse, onun yetersiz olduğunu bile düşünebilirler. Kadınlar hesabı ödeyen erkeklerin hem daha prestijli hem de daha güçlü olduğunu düşünürler. Bu nedenle, hesabı ödemek isteyen kadınları kibarca reddetmek yerinde bir davranış olur.

Şimdiye kadar beraber olduğum en iyi erkeksin;
Bu, erkeklerin en çok duyduğu yalanlardan biridir. Kadınlar birlikte oldukları her erkeğin çok iyi biri olduğunu söylerler ama bu çok da doğru değildir. Sadece karşılarındaki erkeği etkilemek ve ona kendini özel hissettirmek için söylenmiştir ve ne yazık ki erkeklerin çoğu buna inanır


Tanım
CoolBlue
İletiler: 11
Yorumlar: 8
Yaşam üzerine...
Kategoriler
Etiketler
6 erkek (6)
6 kadın (6)
5 ilişkiler (5)
3 piskoloji (3)
2 cinsellik (2)
1 bakmak (1)
1 rekabet (1)
1 meslek (1)
1 yüz (1)
1 sevmek (1)
1 bilimsel (1)
1 aşk (1)
1 hatları (1)